Antik Dönemde Kilikia bölgesinin sınırları İ.Ö. 1. yüzyılda yaşamış olan coğrafyacı Strabon tarafından çizilmiştir. Kilikia, cografi yapısına bağlı olarak Dağlık Kilikia (Kilikia Trakheia) ve Ovalık Kilikia (Kilikia Pedias) olmak üzere iki bölüme ayrılır. Dağlık Kilikia, Korakesion(Alanya)'dan Soloi-Pompeiopolis (Mersin-Viranşehir)'e kadar olan dağlık bölgeyi, Ovalık Kilikia ise Soloi-Pompeiopolis'den Alexandria Kat Isson (İskenderun)'a kadar olan ovalık kesimi kapsar.


Dağlık Kilikia'nın askeri amaçlı bir köprü olarak öne çıkması, özellikle Hellenistik dönemde, birbirini kontrol etmemek zorunluluğu bulunan dönemin iki önemli gücü olan Hellenistik krallıklar, Seleukoslar ve Ptolemaiosları sık sık karşı karşıya getirir. Bu durumun ortaya çıkmasında ki temel sebep ise Akdeniz ile Anadolu arasında hem de doğu ile batı arasında bir köprü vazifesi görüyor olmasıdır. Bu amaçlar doğrultusunda özellikle Hellenistik dönem içerisinde savunma amacıyla inşa edilen mimari unsurlar bakımından yoğun veriler sunan bölge Silifke ile Erdemli ilçeleri arasında kalan ve Olba Territorium'u olarak adlandırılan bölümdür. Bu dönem içerisinde bu alanda izlenen taş mimari izlerinin temelinde ise Seleukoslar'ın, İ.Ö. 190 yılında Roma ve müttefiklerine karşı Magnesia savaşında yenildikten sonra İ.Ö. 188 yılında Romalılar ile Apemia Antlaşması imzalaması olur. Bu antlaşma ile Anadolu'daki egemenlikleri büyük ölçüde sona eren Seleukoslar'ın bugün Taşucu civarında lokalize edilen Sarpedon burnuna kadar geri çekilir ve donanmalarını Roma'ya bırakmak zorunda kalırlar. Sarpedon burnuna çekilen Seleukoslar özellikle Kalykadnos ve Lamos nehirleri arasında kalan Olba bölgesine büyük önem vermiştir. Olba Bölgesi, Seleukosların aynı zamanda batı sınırıdır. Bu iki nehir arasında kalan topraklar, özellikle Sertavul Geçidinden dolayı büyük önem taşımaktadır. Burada yaşayan yerli halklara bazı imtiyazlar verilmiş, imar faaliyetlerine girişerek bölge güvenlik altına alınmıştır.


Bu imar faaliyetleri üç dönem içerisinde gerçekleştirilmiştir. Bunlardan ilki İ.S. 1. yüzyılın sonunda İmparator Vespesianus döneminde yapılır. Bu dönem içesinde Dağlık Kilikia'nın sahil kesimine yollar ve Kalykadnos üzerine köprüler inşa ettirilir. İkinci imar hareketliliğinin ise İ.S. 2. yüzyılın sonlarında özellikle bölgedeki yolların ve su yollarının onarım ve inşasına yönelik olarak yapıldığı görülmektedir. Roma'nın bölgedeki egemenliği sırasında yapılan üçüncü ve son imar süreci ise İ.S. 4. yüzyıla rastlamaktadır.


Bu dönem içerisinde yine yol onarım ve yapımları, su sistemlerinin onarım ve inşalarına önem verildiği görülmektedir. Sassanilerin İ.Ö. 359'da, arkasından da 367 - 368 yıllarında ise İsauria'lıların saldırılarına maruz kalan Kilikia bölgesinde bu tarihten sonra yoğun olarak savunmaya yönelik mimari yapılanmalara gidildiği görülmektedir. Bölge daha sonra Bizans İmparatorluğunun hakimiyeti altına girer ve İ.Ö. 391 yılında I. Theodosius'un pagan dinleri yasaklayarak Hıristiyanlığı devletin resmi dini olarak ilan etmesinden sonra bölgede Kiliselerin yoğun olarak yapılmaya başladıkları görülmektedir.


İ.Ö. 5. yüzyılın sonu 6. yüzyılın başında sürekli olarak huzursuzluk yaratan İsaurialıların kontrol altına alınmalarından sonra özellikle Dağlık Kilikia ekonomik ve kültürel açıdan parlak bir dönem yaşar. Yine bu dönem içerisinde birçok mimari yapı yapılır ki bunların başında bazilikal planlı kiliseler gelir.